[En Fazla] Bir Aralık Kadar Yakın
![]() |
| Marina Abramović and ULAY. Relation in Time. 1977 |
İlişki kurmak zannedildiğinden daha zordur. İki kişi karşı karşıya geldiği andan itibaren, zarar görme endişesi yatışmış ve kendini diğerine açmaya izin veren bir “ikili hali” (dual mode) (Binswanger) tecrübe edebilmesi için hatırı sayılır düzeyde bir “çabaya” ihtiyaç duyulacaktır. Peki, ilişki kurmak için böyle bir çaba neden gerekli olsun? İki insan kendiliğinden ve o anda, derin, eşit ve zengin imkanlara sahip bir karşılaşma yaşayamaz mı? Bu sorunun yanıtlanması gerektiğine inanıyorum.
İki insan karşılaştığında iki “yaşam dünyası” karşılaşıyor, hatta daha doğru ve etkili bir ifadeyle, “çarpışıyordur”. Bu denli yüklü, bazen ani ve oldukça kütlesel bir edimi gerçekleştiren, yani yaşam dünyasını ötekinin önüne getiren öznenin ilk refleksi, yıllardır emeğiyle dokuduğu benlik bütünlüğünü “savunmak” olacaktır. Özne, emeğine sahip çıkmak isteyen bir varlıktır. Yaşam dünyası, yapılanması yıllarca süren ve sürmekte olan, üstelik bir çırpıda yok sayılmasına müsaade edilmeyecek, bireyin nihai kaygısının nesnesi olan dünya görüşü, kişilik özellikleri, inançları ve etik değerleri içerir. Burada sığ anlamıyla bir patolojik paranoyadan bahsetmemekteyiz. Eğer bu halin patolojik yönü baskın bir paranoya olduğu hususunda ısrar edilirse, bu paranoid halin oldukça doğal, insani ve aşılabilecek bir şey olduğunu söylemekle yetinebilirim.
İkili hale geçme çabası, bireylerin yaşam dünyalarını eş zamanlı bir ritimde diğerine açma cesaretinde gayret etmeleridir. İkili olmak, böylece, ayrıksılığın gerilimine ortaklaşa gösterilecek tahammülden sonra mümkün hale gelebilecektir. Bu gerilimin giderilmesine giden ilk adım aslında ilk kadim emrin buyruğuna girmektir: “Öldürmeyeceksin!” (Tevrat/Çıkış 20:13). Yani “Seninle ilişkilenmem için beni fiziksel ve psikolojik olarak yok etmeyeceğinden olmalıyım.” Bu ilk adımın yarattığı dehşet kayda değer bir öneme sahiptir.
Fiziksel ve psikolojik bütünlüğü çeşitli deneyimlerle tehdit edilmiş bireylerin bu emrin sınayıcı sesini daha şiddetli bir tonda duymaları neredeyse kaçınılmazdır: “Bu ilişkiden sağ çıkabilir miyim? Benliğimin önceki gibi bir hüsrana uğramayacağından emin olmalıyım.” Tam da burada dehşetten pay alan bir kaygı, haset duygusu ve bazı narsisistik tutumlar (kendini koruma/püskürtme ve salt saldırma) baş gösterir. Bunlar ilişki denen şeyin henüz bebeksi, çiğ formlarıdır. Olgunlaşmak için ihtiyaç duyduğu besin, sabır ve özendir.
Bahsedilen gerilimin ikinci adımı, demek ki ayrıksı iki kişi, kurdukları ilişkiden sağ kalacaklarından emin oldukları ve kaygı duygusunu yeterli olgunluğa ulaştıracak bir duruma getirebildikleri anda başlamaktadır. İkinci adımın sınayıcı emri “Artık ölmeyeceksin ve öldürmeyeceksin. Fakat şimdi yaklaşabileceğin en uygun konumu bul!” gibi bir sestir. Yakınlaşmak kademeli bir eylemdir; kabuktan öze, çeperden merkeze doğru, zaman ve ısınma gerektiren, dinamik bir süreç. Öze doğru gidecek yolculuğun belirleyici kriteriyse, kestirimi imkansız hale getiren sayısız değişkene sahip yaşam dünyalarının sürpriz içeren temas kapasitesinde yatmaktadır. İlk başladığı yerde kesilen birçok ilişki olduğu gibi, öze yolculuğu en ileri aşamalarını kaydetmiş ve ikili hal yaratabilmiş ilişkiler de vardır.
Peki bu yolculuğun nihai aşaması nedir? İki insan birbirine en fazla ne kadar yaklaşabilir? Dehşeti, hasedi aşan, sevgiyi yaratabilen bir ikilinin ilişkisel mesafesi, hiç aralık kalmayıncaya kadar kapanabilir mi? Belki de ilişki kurmak, o aralığın tamamen kapanması değil; çok istense bile kapanamayan o aralıkta kalabilme ve kah ileri kah geri giderek birbirine yaklaşmaya cüret edebilmektir.
Fiziksel ve psikolojik bütünlüğü çeşitli deneyimlerle tehdit edilmiş bireylerin bu emrin sınayıcı sesini daha şiddetli bir tonda duymaları neredeyse kaçınılmazdır: “Bu ilişkiden sağ çıkabilir miyim? Benliğimin önceki gibi bir hüsrana uğramayacağından emin olmalıyım.” Tam da burada dehşetten pay alan bir kaygı, haset duygusu ve bazı narsisistik tutumlar (kendini koruma/püskürtme ve salt saldırma) baş gösterir. Bunlar ilişki denen şeyin henüz bebeksi, çiğ formlarıdır. Olgunlaşmak için ihtiyaç duyduğu besin, sabır ve özendir.
Bahsedilen gerilimin ikinci adımı, demek ki ayrıksı iki kişi, kurdukları ilişkiden sağ kalacaklarından emin oldukları ve kaygı duygusunu yeterli olgunluğa ulaştıracak bir duruma getirebildikleri anda başlamaktadır. İkinci adımın sınayıcı emri “Artık ölmeyeceksin ve öldürmeyeceksin. Fakat şimdi yaklaşabileceğin en uygun konumu bul!” gibi bir sestir. Yakınlaşmak kademeli bir eylemdir; kabuktan öze, çeperden merkeze doğru, zaman ve ısınma gerektiren, dinamik bir süreç. Öze doğru gidecek yolculuğun belirleyici kriteriyse, kestirimi imkansız hale getiren sayısız değişkene sahip yaşam dünyalarının sürpriz içeren temas kapasitesinde yatmaktadır. İlk başladığı yerde kesilen birçok ilişki olduğu gibi, öze yolculuğu en ileri aşamalarını kaydetmiş ve ikili hal yaratabilmiş ilişkiler de vardır.
Peki bu yolculuğun nihai aşaması nedir? İki insan birbirine en fazla ne kadar yaklaşabilir? Dehşeti, hasedi aşan, sevgiyi yaratabilen bir ikilinin ilişkisel mesafesi, hiç aralık kalmayıncaya kadar kapanabilir mi? Belki de ilişki kurmak, o aralığın tamamen kapanması değil; çok istense bile kapanamayan o aralıkta kalabilme ve kah ileri kah geri giderek birbirine yaklaşmaya cüret edebilmektir.
Peki ya imkanları tüketilmiş ve sonlanmış bir ilişkinin yasını tutmakla birbirini yüreklendiren iki kişinin hala dürüst bir ilişkiyi paylaşmakta olduğunu söylesem çok ileri gitmiş olur muyum?
Dr. Gökhan Özcan
Dr. Gökhan Özcan



Yorumlar
Yorum Gönder