Dürtü Krallığından Devrimci Etiğe
Psikoloji veya psikoterapiye temas etmiş olanların yakından bileceği üzere, zaman zaman aksi iddia edilse de içsel yaşamın ve onun ürettiği insan davranışlarının değişmez, evrensel ve kesin işleyiş prensiplerine sahip olduğunu rahatlıkla söylemek güçtür. Bunun temel nedeni, insanın doğası gereği karmaşık bir varlık olmasıdır. Tekil bir duyguya, bir söze ya da bir tepkiye, çoğu zaman ilk bakışta tahayyül edilmesi dahi zor olan, birden fazla neden eşlik edebilir. Üstelik bu nedenlere dair yürütülen açıklamaların çoğu zaman kesinlik taşımaması, insan ruhsallığını anlamaya yönelik çabayı daha da girift bir hale getirir. Bu yazı, tam da bu karmaşık, çok katmanlı ruhsallığın zemini ve olanakları içinde, devrimci karşı çıkışın en dolaysız ve yalın ifadesi olarak görülen “hayır” sözcüğünün ruhsal-gelişimsel anlamlarını merak etmektedir. Başka bir deyişle, “hayır” demenin tekil, sabit ve bağlamdan bağımsız bir psikolojik karşılığa indirgenemeyeceğini, hayır’ın çeşitli ruhsal konumların içerisin...





