Dr Jekyll ve Bay Hyde Üzerine Jungiyen Bir Ders




Not: Bu yazı, Dr. Gökhan Özcan tarafından 2025 Bahar Döneminde verilen Psikanaliz ve Edebiyat isimli dersin (Haliç Üniversitesi Psikoloji Bölümü) bir oturumunun Psikolog Semiha Artuğ ve Psikolog Süleyman Işık tarafından yapılan transkripsiyonudur.

Robert Louis Stevenson, İskoç yazar. Yazar, Dr Jekyll ve Bay Hyde’ı otuz altı yaşında yazmış, kırk dört yaşında Samoa Adaları’nda yaşamını yitirmiş. Çok kıymetli bir yazar. Dersimizin metni Dr Jekyll ve Bay Hyde. Bu eserde hangi merkezi yaşantılar mevcut, bu yaşantılar ne anlama geliyor? Bu anlamlı yaşantılar ruhsallık bilgimize dair neler söyleyebilir? Bu derste iyiyi ve kötüyü konuşacağız. Hakikaten böyle bir şey var mı hayatta? Canavar nedir ve kimdir? Bir insan canavara nasıl dönüşür? Tüm bunların Jung’un analitik psikolojisiyle nasıl bir ilişkisi var?

***

Dr Jekyll ve Bay Hyde eserinin ilk bakışta öykü olduğunu düşünebiliriz. Fakat bu kitabın ‘novella’ olduğunu söylemek mümkün. Novella, bir ara tür gibidir. Öyküden uzun, romandan kısa yani “romansı” diyebileceğimiz bir tür.

Edebî metni betimleyici bir tutumla ele almak, metni tümüyle hissedebilmemiz için bir ön adımdır. Betimleme yapmak, yaratıcı yazarlık ve etkili okuma becerilerini geliştirmeye ve metni doğru yorumlayabilmemize de olanak sağlar. Öncelikle, yaşantıların özüne girmeden ve vurgu yapmadan, metinde neler olup bittiğine dair betimleme yapalım.

Utterson ve Enfield bir gezinti için buluşmuş ve Londra’nın kalabalık bir semtinde bir ara sokakta yürümektedirler. Bu küçük ve tekinsiz sokakta bulunan iki katlı, bakımsız bir evin kapısını bastonuyla işaret eden Enfield, geçenlerde tanık olduğu tuhaf bir olayı hatırlar ve anlatmaya koyulur. Kısa boylu, çirkin bir adam ile sekiz-on yaşlarında bir çocuk bir sokağın köşesinde çarpışırlar. Adam gayet sakin ve duygusuz bir şekilde kız çocuğunu ezip geçmiş ve çocuk çığlıklar içinde kalmıştır. Enfield koşarak adamı yakalamış, çocuğun etrafında toplanan kalabalığın yanına getirmiştir ve çocuğu ezen adamın bir ödeme yapmasına karar verilmiştir. Enfield; adamın, az önce bastonuyla gösterdiği kapıdan içeri girip adını Utterson’a şimdilik söyleyemeyeceği, tanınan birinin imzasının bulunduğu bir çekle geri döndüğünü aktarmıştır. Bu gizemli durumu karşısında Utterson’un kabaran merakını karşılıksız bırakmayan Enfield, çocuğu ezen adamın adının “Hyde” olduğunu söylemiştir. Enfield’a göre Hyde, anlam verilemeyen rahatsız edici bir görünüşe sahiptir. Enfield’ın ricası üzerine Utterson bu konuyu kapadığını söylese de okura bir yandan içine düşen kuşkunun peşini bırakmayacağını sezdirir. Utterson’un nedenini anlayamadığımız şüphesini eve vardığında arkadaşı Dr. Jekyll’a ait vasiyetnameyi açtığında öğreniriz. Dr. Jekyll, kendisine üç aydan daha fazla ulaşılamazsa tüm mal varlığını Bay. Hyde adındaki birine bırakmayı vasiyet etmiştir. Bu tesadüf Utterson’un kafasını karıştırmıştır. Ortak dostları Dr. Lanyon’a uğrayan Utterson, Dr. Jekyll’ın son zamanlarda tuhaflaştığını, ortada pek görünmediğini ve bir doktora yakışmayacak, gizemli bilimsel deneylerle uğraştığını öğrenir. Lanyon da Hyde isimli birini tanımamaktadır. Utterson günler süren arayıştan sonra Hyde’ı o esrarengiz binanın önünde bulur ve onunla tanışır. Dr. Jekyll’a uğrayan Utterson; uşaktan Hyde’ın, evin bir bölümünde kaldığını, esrarengiz binanın Jekyll’ın evinin arka bölümü olduğunu ve Jekyll’ın kendisine güvendiğini öğrenir. Utterson arkadaşını bu cani kılıklı tekinsiz adamdan korumak niyetindedir. Ancak Jekyll’a göre korkulacak bir durum yoktur. Bir yıl sonra Hyde, Sör Carew isimli tanınmış yaşlı bir adamı bir bastonla acımasızca öldürürken görülür. Utterson’un endişesi ve uyarıları üzerine Jekyll, Hyde ile ilişiğini kesmek üzerine arkadaşına söz verir. Hyde kayıplara karışmıştır, ağır bir hastalığa yakalanan Lanyon ise son zamanlarını yaşamaktadır. Kendini eve kapatan Jekyll tarafından reddedilen Utterson bunun sebebini Lanyon’dan da öğrenemediği gibi Lanyon’un Jekyll’a neden öfkeli olduğunu da anlayamaz. Lanyon çok geçmez, vefat eder ve Utterson’a özel bir mektup bırakır; bu mektup ancak Jekyll vefat ettikten sonra açılacaktır, Utterson çok merak etse de iki dostuna saygısı sebebiyle okumaz ve kasasına koyar.

Bir zaman sonra, Jekyll’ın uşağı Poole telaşlı bir şekilde yardım istemek üzerine Utterson’a gelir. Apar topar Jekyll’ın evine giden Utterson, hizmetçilerin çok korktuğunu görür. Jekyll odaya kapanmış ve sesi tümüyle değişmiştir. Üstelik arada çığlıklar atmaktadır. İçerideki Jekyll’ın el yazısına sahip olan ancak maske takan ve sesi Jekyll’a benzemeyen bu adam bir ecza deposundan bir maddenin saf halini istemiş ancak maddeye ulaşamamıştır. Utterson ve diğerleri bu adamın Hyde olduğuna kanaat getirirler ve Jekyll’ın nereye gitmiş olabileceğini anlamaya çalışırlar. Utterson bir odada kendi adına Jekyll tarafından yazılan bir itirafname bulur ve olayları çözümlemek niyetiyle Lanyon’un mektubunu ve Jekyll’ın itirafnamesini okumak üzere evine döner. Lanyon’un bıraktığı mektubu okuyan Utterson şunları öğrenir: Jekyll Lanyon’dan hayati bir konuda yardım istemiştir. Kendisine gönderdiği adam Hyde’dır. Hyde, Lanyon’dan temin ettiği maddeyi bir iksire karıştırmış ve Lanyon’un şaşkın bakışları eşliğinde Dr. Jekyll’a dönüşmüştür. Utterson daha sonra Jekyll’ın itirafnamesini okumaya başlar. Jekyll çocukluk zamanlarından, zengin bir aileye doğduğundan, yetenekli ve çalışkan olduğundan bahsetmektedir. Yaşamı boyunca neşeli mizacını ve kusurlarını gizlemeye büyük bir ehemmiyet verdiğini aktarmaktadır. Çift karakterli bir yapı içerisinde olduğunu fark eden Jekyll, bu çelişkinin saygınlığını tehlikeye atmasından oldukça endişelidir. Jekyll bütün bilimsel çalışmalarını zamanla insanın içinde süren bu iyi-kötü savaşını bitirmeye teksif etmeye yönlendirmiştir; bu amaçla iyi ve kötü tarafları ayrı bedenlerde var etmeye dönük çalışmalara başlamıştır. Yaptığı ilaçla geçici olarak ayrı bedenlerde iyi ve kötü olmayı mümkün kılan Jekyll bir süre sonra doğru formülü uygulayamamış ve intihar ederek yaşamına son vermiştir.

***

Betimlemenin ardından psikolojik yorumlama arzularımızı baskılayarak metindeki merkezi yaşantılar ile ilişkilenelim önce. Teknik bir parantez açmak istiyorum. Bir karakterin gözünden baktığımızda onun hangi yaşantılarıyla ilişkilenebiliriz? Her yaşadığı şeyi kavramak mümkün müdür? Hayır. Karakterin yaşantılarının bize çarpabilmesinin koşulu, bizde o deneyimin karşılığının var olmasıdır ki empatik katılımla okuma yapabilmemizi ancak bu mümkün kılar. Onun yaşadığını bir düzeyde hiç yaşamamışsak empati kuramayız ve o yaşantı bize çarpmaz, onu ıskalarız. İşte psikolojik yorumlarımızı da bize çarpan yaşantılar üzerinden yapmalıyız.

Dr Jekyll yaşamda “sürüklenmiş” gibidir. Yaşamda kendi arzusu ve tercih ettiğini zannettiği şeyler başkalarının ona dayattıklarıdır. Jekyll’ın; toplumun ve başta ailesinin, saygın kişilik tarifinin içine girmeye çalıştığını görüyoruz. Buradaki trajedisi için Jekyll’ın “seçilmemiş ve yaşanmamış bir hayatı” yaşamak zorunda kaldığını yahut varoluşçuların ifadesiyle “otantik bir yaşam sürmediğini” söyleyebiliriz. Canlılık, tabiatı gereği kendisiyle birlikte sayısız ve çeşitli ihtimali getirir. Bu çeşitlilikler insan yaşamında farklı değişim ve dönüşümlere zemin hazırlar. Dönüşmenin kendisi tek başına kötü değildir, dönüşme bir hakikattir. Kritik nokta şu ki neye dönüşüyoruz? Dönüşüm; olgun bir yere doğru da gerçekleşebilir, karanlığa doğru da. Dönüşüm, yaşamın temelindeki değişkenliğin ve dinamizmin kaçınılmazlığından ileri gelir. Bir bakıma iyi ki vardır da.

Dönüşümün bir örneği olarak özerkliği ele alalım. Özerkliğin temelinde doğrudan ve tümüyle negativist olmak yoktur. “Sizden değilim”in ardından “ben neyim?”, sorusu gelir. Dr Jekyll, doktor olmaktan tümüyle vazgeçseydi de başka bir trajedi yaşayacaktı ama bu kimlik içerisinde kalarak da bir trajedi yaşıyor.

"Doğar doğmaz büyük bir servete kondum. Yetenekli ve çalışkandım. En büyük isteğim başarılı, kafası çalışan kimselerin saygısını kazanmaktı. Niteliklerim ve hırslarım göz önüne alındığında parlak bir gelecek beni bekliyordu. Olumsuz diyebileceğim bir özelliğim vardı ki o da taşkın bir neşem olmasıydı. Çevremdekiler benim bu neşeli tavırlarımdan hoşnut ama ben oldum olası ağırbaşlı, oturak bir adam gibi görünmek istediğimden bu yönümü sevmezdim."

Dr Jekyll’ın trajedisi burada başlıyor gibi görünüyor, neşeli olmayı bir “kusur” olarak adlandırıyor. Bir insan niye böyle düşünür? Neden neşeli bir mizacı kötüler? Çevresindekiler neşeli, güler yüzlü tarafı kötüleyip, taşkınlaşma olarak yorumlayıp; saygınlık, ağırbaşlılık gibi özellikleri yüceltmiş olabilirler.

“Bu benim iki ayrı karakter geliştirmeme neden olmuştu zamanla. Evet çift karakterliydim. Bilimle uğraşan saygın bir insan olarak ne derece ben isem kendi başıma kaldığımda, karanlık kuytu köşelerde rezil davranışlarda bulunurken de o derece ben idim.”

Karanlık köşelerdeki benliğini o kadar kabul edemeyecek ve ondan o kadar tiksinip korkacak ki Jekyll, Hyde’ı yaratacak.

"Evet, sonunda, dostlarıyla çevrili, hilesiz umutlar besleyen, geçkin ve hoşnutsuz doktoru seçtim ve Hyde'ın bedenine büründüğümde yaşadığım özgürlüğe, gençleşmeye, çevik adımlara, yürek çarpıntıları ve gizli hazlara kararlılıkla veda ettim. (..) Ne var ki, iki aydır kararlılığımı sürdürüyordum; iki aydır daha önce hiç olmadığı kadar ciddi bir hayat yaşıyor ve hakkımı teslim eden vicdanımın ödüllerinin keyfini sürüyordum. Ama zamanla daha önce kapıldığım dehşetin etkisi yok olmaya, vicdanımın övgüleri sıradanlaşmaya başladı; Hyde'ın özgürlük peşinde koşarken duyduğu acı ve özlemlerin eziyetini çekmeye başladım ve sonunda, ahlaken düşkün bir anımda, o dönüştürücü ilacı bir kere daha hazırlayıp kafama dikiverdim."

Jekyll, bir noktada işlerin kontrolden çıkmasının ve vahşi bir insana dönüşmesinin farkındalığıyla bir dönem kendini durdurabilir ama bu farkındalık yetmez. Çünkü Hyde olmanın tadını alır. Bütünüyle kendini çelişkilere sokan, saygınlığı için neşeli tabiatından vazgeçen Jekyll, Hyde olduğunda hayata dönmüş gibi hisseder. Kendiyle dolu, umursamaz, bir kızı ezip geçen, canlı biri. Bunlar, kötü olarak adlandırdığımız şeylerdir. Jekyll, Hyde oluncaya dek bir şeyleri kaçırmış, yanlış yapmış olmalı ki kötü bir Hyde deneyimler. Heyecan olarak tariflediği hissi ancak Hyde olarak yaşar. Hayatı yaşamaması gereken şekilde yaşadığı ve birçok şeyi kötü olarak addettiği için içindeki canavarı büyütür ve Hyde hâline getirir.

***

Burada Jung’un “gölge” kavramını hatırlayalım. Hepimiz aslında ruhsal filogenetik yönden eşitiz ve her türlü insani potansiyelin özünü kendi içimizde barındırıyoruz. Bu potansiyellerden bazılarını büyüdüğümüz çevre tehlikeli bulup kötülüyor ve gölgeleştiriyor. Bunu daha sonra biz yapmaya devam ediyoruz. "Şu kişilerden nefret ederim", "Bu özellikten iğrenirim" gibi cümleler gölge parçamızın belirtileri olarak kurulur. Söz gelimi hepimiz katil olabiliriz ama bu katillik arzusu yahut tehlikesinin potansiyelini kendi içimizde kabul edip onunla uygun şekilde bağ kurabilirsek gölgemize kapılmamış oluruz. Ama bunu, hiç yokmuş ve bize ait değilmişçesine bir ötekine atfedip “kötü” olarak isimlendirdiğimizde kendi içimizdeki potansiyeli sürekli örtüp ve onunla bağ kurmayıp içimizdeki canavarı büyütmüş oluruz. 

Gölge bilinçdışının en karanlık yerindedir. Jekyll bunu yıllar sonra, itirafını kaleme alırken fark etti belki de. Peki Jekyll ne ile karşılaşamıyor, neyden kaçıyor? Jekyll’a baktığımızda ödünün koptuğu, potansiyelinde var olan ve Hyde ile eyleme geçen tarafı öldürme eylemidir. Öldürme ve haz dürtüsü Hyde ile kişileşiyor.

"Peki, öldürmeyi neden gölgeleştirmemeliyiz? Katletme, öldürme eyleminin bizatihi kendini iğrenç bulduğumuzda kaybettiğimiz bir bilgelik olacaktır. Öldürme, derinlikler psikolojisine göre, bir insanın yaşamını sonlandırma eylemine ek olarak “bir şeyi sonlandırmak”tır. Bir şeyden başka bir şeye geçerken, mevcut olan şeyi öldürürüz, kapatırız ve başka bir şeyi başlatırız. O yüzden öldürme eylemini gölgeleştiren insanlar hayatlarında yeni bir şey başlatmakta güçlük yaşayabilirler. Karar vermek de bir öldürme eylemidir. Seçeneklerden birini yaşatıp diğerini öldürürüz. Öldürme dürtüsü, gölgemiz olduğunda karar vermekte güçlük yaşayabilir, bize sıkıntı veren biriyle ilişkimizi öldüremeyiz." Bahsedilen şey, katil olmak değil, katletme eylemini gölgeleştirmemek. Çünkü gerektiği zaman katletmenin sembolik deneyimsel türlerine ihtiyaç doğabilir. Öldürmeyi doğru kullanmakta bilgelik vardır.

Hyde olmak, kişinin kendisini koruması gereken yerde işe yarayabilir. Hyde’ı kötülediğimizde ise onun bu değerini kaybediyoruz. Kişileri kötüleyebiliriz ama kişinin temsil ettiği değer, bazen bize de gerekir. Terapi sahnesinden düşündüğümüzde söz gelimi babası tarafından tacize uğramış bir çocuğun iç dünyasında babalık makamını, temsilini canlı tutmaya çalışırız. Babası kötü olabilir ama babalık deneyiminin kendisi kötü değildir; o çocuk gerçek babalığı deneyimlememiştir. Kendi babasına olmasa da babalık deneyimine ihtiyacı olacaktır.

Jekyll bir hekimdir ve hekim hayatta tutan yahut Jungiyen bir perspektiften şifacı arketipini temsil etmektedir. Jekyll’dan hareketle bir doktorun gölgesinin öldürmek olduğunu söyleyebiliriz. Öyleyse gölgesiyle tanışamamış bir hekim, bir hastası vefat ettiğinde üzüntüden kahrolabilir. Glge yok edilemez; sağlıklı olan, gölgeyle sohbet edebilmektir. Şu pasajı okuyalım:

"Sana yılgı ve kuşku içinde dua edenlere armağanını vereceksin ve ışığın dizlerin önünde istemeden bükülen ve hınçla dolu olanlar üzerinde parlayacak. Yaşamın kendi üstesinden gelenle ve benliğini-aşmasını reddedende. Merhametin kurtuluşunun ancak en yükseğe inanan ve kendilerine otuz parça gümüş için ihanet edenlere verildiğini de biliyorum. Saf ellerini kirletip ve en iyi bilgilerini hatayla aldatacak ve erdemlerini bir katilin mezarından alacak olanlar senin ziyafetine davetliler. Doğumunun takımyıldızı hasta ve değişen bir yıldız. Bunlar, Ey gelecek olanın çocuğu, senin gerçek Tanrı olduğuna tanıklık eden mucizeler" (Jung, Kırmızı Kitap).

Jung, ancak zıtlıkları birleştirdiğimizde tanrısallığa yaklaştığımızı düşündüğünden dolayı “Tanrıya gebe kalmak” ifadesini kullanır. Tanrı zıtları birleştirendir. Çok şefkatlidir ama aynı zamanda cezalandırır da. İhanet olgusunu; kirletmeden, aydınlık anlamda nasıl kullanabiliriz? Söz gelimi bazen doğruyu söylememeniz gerekir. Bu cümleleri duyabilseydi ve tatbik edebilseydi Jekyll, belki de Hyde’a dönüşmeyecekti. Gölgesini korkunç, aşağılık bulduğu için ona kapıldı; onunla karşılaşamadı ve bir canavar olarak öldü.

***

Peki sizin henüz karşılaşmadığınız gölge yönlerimiz ne? Neleri ve kimleri yoğun bir tiksintiyle kendinizden uzaklaştırıyorsunuz? Canavar parçanızı uyandırabilecek şey, hangi yönünüz olabilir? Bu soruları zihninizde tartışmanız için size emanet ediyorum.





Yorumlar

Popüler Yayınlar