Bifo Berardi: Şiir, Dilin Aşırılığıdır
Şiir nedir? Neden insanlar sözcükler, sesler ve görsel işaretlerle şiirsel ilişki kurar? Neden alışılagelmiş semiosis seviyesinden kaçarız? Neden göstergeleri sabit mübadele çerçevesinden sökeriz? Hölderlin şöyle yazar: “Layıkıyla, yine de şairane / İnsan mesken tutar bu dünyada.” Şiirsel edim burada insanın “layık olmasına” ya da hakkına taban tabana zıttır. Peki, hak nedir? Bence hak, layık olmanın, övülmeyi ya da ödüllendirilmeyi hak etmenin niteliğidir; belirli bir sosyal sahnedeki bireylerin (geleneksel) değerlerini ölçmenin niteliğidir.
Aynı şiirin son satırlarında Hölderlin şöyle yazar: “Dünyada bir ölçü var mıdır? / Yoktur / Hiç.” Ölçü yalnızca bir teamüldür; hak durumuna (toplumsal tanınabilirlik) tekabül eden bir öznelerarası teamül. Şiir de sınırı ihlal eden ve ölçüden kaçan aşırılıktır. Şiirsel sözcüklerin muğlaklığı aslında semantik aşırı-kapsayıcı olma durumu olarak tanımlanabilir. Şair de şizo gibi, gösteren ile gösterilen arasındaki ilişkinin geleneksel sınırlarına itibar etmez ve anlamlandırma sürecinin (anlamlama) sınırsızlığını ortaya çıkarır. Kesinlik ve uygunluk, liyakat ve mübadelenin koşullarıdır. Aşırılık da esinin, yerleşik anlamdan kurtulmanın ve görünmeyen bir anlamlama ufkunun açıklanmasının koşuludur: Mümkün olanın.
“Dünya” olarak adlandırmaya alışkın olduğumuz şey, ön-dilbilimsel maddenin semiyotik örgütlenme sürecinin bir sonucudur. Dil; zamanı, mekânı ve maddeyi insan bilincinin tanıyabileceği hale getirecek şekilde düzenler. Bu göstergebilimsel emanasyon (dışarı çıkma, neşet etme) süreci bilinen bir doğal durumu ortaya çıkarmaz; daha ziyade, maddi içeriklerin aralıksız yeniden karılması olarak, çevremizin sürekli bir şekilde yeniden çerçevelenmesi olarak ortaya çıkar. Şiir, göstergebilimsel örüntüleri yeniden düzenleyerek dünyayla deney yapma edimi olarak tanımlanabilir.
Şiir, sözcüklerin yerleşik anlamını aşmanın ironik eylemi sayesinde, müphemliğe yeniden açılır. Dilbilgisi, insan faaliyetinin her alanında bir iletişim alanı tanımlamak için sınırlar inşa eder. Kapitalizm çağında ekonomi, insan faaliyetinin farklı düzeylerini bir uçtan bir uca geçerek evrensel dilbilgisinin yerini almıştır: Dil de ekonomik değiş tokuş edilebilirliğiyle tanımlanır ve sınırlandırılır. Gelgelelim, sosyal iletişim sınırlı bir süreç olsa da dil sınırsızdır: Potansiyeli, gösterilenin sınırlarıyla kısıtlanmış değildir. Şiir, dilin aşırılığıdır; gösterenin gösterilenin sınırlarından kurtulmuş halidir. Dilin aşırı gücünün etik formu olan ironi ise, anlamları yaratmak, atlamak ve değiştirmek için kelimelerin oynadığı sonsuz bir oyundur. Şiir ve ironi, göstergebilimsel iflas için, dilin sembolik borcunun sınırlarından kurtulması için araçlardır.
Alıntılayan: Dr. Gökhan Özcan
Alıntılanan Kaynak: Berardi, F. Bifo. (2020). Nefes, kaos ve şiir (N. Kurunç, Çev., ss. 18–19, 26–27). Yort Kitap.

Yorumlar
Yorum Gönder